yazarların sevdiği şiirler - bol sözlük

yazarların sevdiği şiirler

başlık no:2492 okunma:2797
şu an konu dışı kategorisindeki bir başlıktasınız.

Sayfalar: >>

  1. yazarların sevdiği zibilyonlarca şeyin başlığı açılmışken buda açılmalı diye düşündüm. mclerin şairane sözleri olduğunu varsayarak neyse işte
    Göğe bakma durağı favorim sizde yazın sol taraf şenlensin
    plat | ? | 28.8.2014 21:17
    (#8694)
  2. necip fazıl kısakürek - kaldırımlar
    buralar degerlenir | ? | 28.8.2014 21:38
    (#8696)





  3. menemenustukisir | ? | 8.8.2016 11:59
    (#71955)
  4. Biraz klasik olacak benimki...



    Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket, bizim.

    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu dâvet bizim....

    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim...

    NAZIM HIKMET





    Hakikaten bu memleket o memleket mi diye soruyorum kendime okudukça be kardeşim..
    simurg | ? | 8.8.2016 14:23
    (#71976)
  5. ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ


    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım


    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım


    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım


    Attila İLHAN


    Nasıl şiir? Hayvan gibi şiir.
    masa3unsuresibitti | ? | 30.12.2016 03:07
    (#85964)
  6. DESEM Kİ

    Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
    Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    Sende tattım yemişlerin cümlesini.

    Desem ki sen benim için,
    Hava kadar lazım,
    Ekmek kadar mübarek,
    Su gibi aziz bir şeysin;
    Nimettensin, nimettensin!
    Desem ki...
    İnan bana sevgilim inan,
    Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    Ve soframda en eski şarap.
    Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin.
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen,
    Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    Bil ki ölmüşüm.
    Fakat yine üzülme, müsterih ol;
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

    Cahit Sıtkı TARANCI

    Ulan bunu yazan adam hayatında hiç 31 çekmiş olabilir mi? Olabilir işte o koyuyor bana. İnsan çok acayip.
    masa3unsuresibitti | ? | 30.12.2016 03:11
    (#85965)
  7. pablo | ? | 2.3.2017 22:21
    (#94382)
  8. Aysel git başımdan ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak seziyorum.
    Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    Aysel git başımdan istemiyorum.

    Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    Dağıtır gecelerim sarışınlığını
    Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
    hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    Benim için kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    Islığımı denesen hemen düşürürsün,
    gözlerim hızlandırır tenhalığını
    Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
    Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
    ya korku biriktirmek yetisini.
    Acılarım iyice bol gelir sana,
    sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    Ümitsizliğimi olsun anlasana
    hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

    Sevindiğim anda sen üzülürsün.
    Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
    uzak yalnızlık limanlarına.
    Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
    Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
    Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
    Sakın başka bir şey getirme aklına.
    Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
    ölümüm birden olacak seziyorum,
    hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
    Aysel git başımdan seni seviyorum...

    Attila İlhan
    iykundrgrnd | ? | 2.3.2017 22:24
    (#94384)
  9. Geri Gelen Mektup

    Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
    Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

    Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
    Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

    Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
    Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
    İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

    Hüseyin Nihal Atsız
    rocky | ? | 2.3.2017 22:34
    (#94387)
  10. Birhan Keskin

    Kanamalar

    size,
    bu odanın alacakaranlığından,
    okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
    tenimde kalan tuzundan ve
    yastıklarda kuruyan gözyaşından
    hiç bahsetmedim.

    size,
    nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
    (garip, tuhaf aslında)
    beyaz bembeyaz tabiatımla
    'iyiyim' diyorum.
    yani aslında korkuyorum
    bütün bunlar kıyamet
    bütün bunlar cinnet
    bütün bunlar cinayet demeye
    bir daha düzeltilemeyecek sözler
    söylemeye korkuyorum.

    telefonla birlikte ışığı da kapatıp
    bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz
    çınlarken içimde,
    bunun beni ne kadar kırdığından
    hiç bahsetmedim.
    bahsetmediğim çok şey var daha
    yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
    akşamın altını, gümüşe dönüyor
    bunlar da önemli elbette
    en az,
    bana ihaneti öğrettiğiniz
    bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.
    rocky | ? | 2.3.2017 22:35
    (#94388)
  11. edgar allan poe - the raven


    şu hali enfestir.











    (bkz: kahrolsun noktadan sonra boşluk bırakma kuralı)
    penguen | ? | 2.3.2017 22:41
    (#94390)
  12. (bkz: www.youtube.com )
    anonim | ? | 4.4.2017 23:43
    (#98816)
  13. ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm

    attila ilhan
    chatte | ? | 5.4.2017 01:00
    (#98828)



  14. 650 gayme maas | ? | 5.4.2017 01:06
    (#98829)
  15. Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
    Bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
    Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...
    Şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    ~*~

    uzun boylu ağrılara atıldım
    sokaklarda
    hırçın rüzgârlara katıldım
    iyi yürekli çocuklar sessizce
    büyümekte
    “dünyanın şavkı kendine,
    efkârı bize mi?” demekte;
    kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
    kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
    düşmekteydiler
    uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...

    iyi yürekli çocuklar
    günlerin rahmine yaslarken düşlerini
    bazen apansız ölmekte
    ölmekteydiler...

    ama şalvarları gül desenli döne’ler
    yeniden dillenip döllenmekte
    doğrulup yeniden dillenmekte
    ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
    rüzgârlar esmekteydiler...
    (gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)
    sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
    ve her aşkın künyesine bir gün
    dökülen küller...

    sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.
    taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
    bu ay da sürüm sürüm
    turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda

    defolu çıkmış hayat
    kimin umurunda!

    II
    kimin umurunda
    yeni donlar giyen eski kadınlar
    ve bilumum “öteki”ler
    dolup boşalan kültablaları
    bozuk sifonlar
    şerefsiz adisyonlar
    ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar

    kimin umurunda
    buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
    ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...

    /sürerken ıssızlığın ödül töreni
    sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../

    III
    “-vay anasını bu maçı da alamadık abiler
    ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”

    iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
    en pahalı düşleri dolara endeksleyip
    en ucuz pazarlara sürmekteydiler
    sonrası aşkın
    ve şarabın şanına düşen gölgeler...

    gölgeler
    kimin umurunda?
    yoruldu yorgunluk da
    aşk bir yana, düş bir yana!

    paranın sultası düştükçe
    düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
    her şey hızla ayrışmakta
    üstelik gün ortası, ışıkta!

    her şey pazar
    ve karmaşa...
    /sürerken ıssızlığın ödül töreni
    sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
    IV
    iyi yürekli çocuklar sessizce
    o aşınmış saçaklarda, yollarda
    ısrarla yanlış atlara binip
    ısrarla düşmekteydiler...

    -yok yoluna geçti geçen günler
    ..k yoluna kaldı kalan günler geride
    bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
    camları buğulu bir genelev odasında
    vizite fiyatına...

    solarken
    gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...

    V
    sürerdi
    yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
    “bu maçı da alamazken abiler”
    iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
    büyüdükçe kirlenmekte
    kirlendikçe ölmekte
    öldükçe bilmekte
    bildikçe acımakta
    acıdıkça görmekteydiler
    ki her fırtınadan ve anıdan geride
    herkes figüran
    yaşamın sahnesinde...

    sahnesinde
    yaşamın
    kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
    minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
    sahnesinde
    aşklarla rus ruleti
    ve tel kaçıran çorapların kederi...

    sahnesinde
    brüt bir yaşam
    net bir ölüm

    (bırak rezil gündüzleri
    geceye yaslan gülüm!)

    VI
    iyi yürekli çocuklar o mahallelerden
    düzineler halinde geçmekteydiler...
    uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler

    -işte bu vuruşlar sürdükçe
    maç mı alınır ulan sayın abiler
    ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!

    aşkta
    düşte
    işte
    birer
    birer
    inerken
    beyaz
    bayrakları

    /bizim çocuklar,
    bütün maçlarda yenildiler...//

    ~*~


    AŞK BİZE KÜSTÜ

    I
    Biz bu kentlere sığdık da,
    bu kentler bize sığmadı Asiya!
    Ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında;
    arttıkça yalnız, sustukça silik...

    Ay ışığı gölgeleri büyüttü,
    son kuşlar da vuruldular dağlarda.
    Yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin;
    çağın vebalı gövdesinde
    bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık.

    Kaldık...
    Kırık bardaklar gibi,
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...

    II
    Düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa,
    sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda
    ve daha eskimemiş tüfeklerle
    ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp,
    bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda,
    bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın;
    ömrünü yetim bir bebek gibi bırakmanın
    bulvarlara,
    bozgunlara
    ve yanlış yalan aşklara…

    Bir bedeli,
    bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

    Biz bu kentlere sığdık aslında,
    bu kentler bize sığmadı Asiya,
    ah, son kuşlar da vuruldular dağlarda!



    III

    Ay ışığı gölgeleri büyüttü.
    Mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim.
    Geldim... Kırık bardaklar gibi,
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi…

    Ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun
    sefalet seferlerinin ayazı;
    belki yalnız geçireceğiz artık kim bilir,
    batan gemiler gibi yiten aşklardan geride,
    kalan her kışı, güzü ve yazı.

    Ay ışığı gölgeleri büyüttü.
    Ayrılıklar eskidi, biz eskidik,
    aşk bize küstü Asiya...

    IV
    Belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında,
    sen şarkılarını sesine yasla
    ve bırak beni de usulca
    apansız bir yalnızlığa!

    Ay ışığı gölgeleri büyüttü,
    büyüdü ölüm
    ve biz küçüldük Asiya…


    ~*~

    anonim | ? | 5.4.2017 01:16
    (#98831)
  16. Beni üzme
    Kendini de benimle üzme
    Sözümüzü üşütme
    Fazla açılma benden
    Çok açılma bana da
    Kendine de fazla açılıp da
    İçine düşme
    Geçmişe gül gönder
    Unutma
    Anılar da su ister
    Anılara iyi bak
    Bana bak
    Beni tut
    Bana tutun
    Beni orda burda
    Beni şunda bunda
    Unutma
    Bak

    Haydar Ergülen
    tammuz | ? | 5.4.2017 20:38
    (#98921)
  17. Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
    Tatlı su göllerine akamıyorum
    Yüzüm yüreğim deprem dalgası
    Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
    Her sevi bir türküdür bağrımda
    Her öfke bir ağıt
    Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
    Kendi türkülerimi haykıramıyorum

    Şarkılarla bezeniyor ufuklar
    Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
    Yüreğim
    Sancımı duyar mısın yaralarında
    Kuş seslerinde yas nağmeleri
    Şarkılar sabır ve çile makamında

    Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
    Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
    Dudaklarımda hüzün
    Avuçlarımda sevinç
    Kulak verir misin çığlıklarıma
    Dağları aşarak gelmişim sana
    Demir kapıları kırarak
    Işık olur musun karanlıklarıma

    İsterim ki senden
    Yaylalarda otlak olasın
    Ovalarda ırmak olasın
    Yayılasın göğsümün kırlarına
    Sarasın beni sarasın

    Dalların sevdası düşmüş toprağa
    Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
    Zamanın billur çağlayanı
    Gürül gürül akarken avuçlarımızda
    Bir damla yağmur adına
    Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
    Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
    Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

    Ateşler yine parlıyor dağlarda
    Dolular yine kırıyor çiçekleri
    Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
    Bulutları delen ışıklar
    Ezik ve kinli
    Aydınlık iri
    Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

    Nasıl kapanır bu kanayan yara
    Nasıl anlatılır ki sana bu hal
    Terimde tuz gözyaşımda bal
    Bağdaş kurar mısın soframa
    Gözlerimde umut yüreğimde aşk
    Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

    İsterim ki senden
    İnancıma aşık olasın
    Zindanıma ışık olasın
    Yürüyesin gönlümün yollarına
    Sorasın beni sorasın

    İnce kabukları zorlanıyor zamanın
    Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
    Damlalarla yılların gelin yüzü
    Suların üstünde koskoca bir çağ
    Umutlar sığmaz oluyor alanlara

    Baharda gazel dökme bahçelerime
    Ben yaşamayı bilmez miyim
    Çocuklarım okul yollarında
    Okullarım sabah kollarında
    Sanki güzellikleri görmez miyim
    Papatya beyazlığında ölüm sarısı
    Karanfil kıvrımlarında kan
    Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
    De gülüm ben seni sevmez miyim

    Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
    Yapraklarımda ayrılık
    Meyvelerimde gurbet
    Vuslat olup gelir misin kollarıma
    Ellerimde kış saçlarımda kar
    Cemre olup düşer misin toprağıma

    İsterim ki senden
    Yılgınlıkta inanç olasın
    Zulme karşı direnç olasın
    Gömülesin aşkımın sularına
    Göresin beni göresin

    Göresin ki destan edesin
    Söyleyesin dillerden dillere
    Bir türkünün dizelerinde
    Bir kavalın nağmelerinde
    Alıp başını gidesin
    Bağrı yanık yeller üstünde
    Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
    Kırasın karanlıklarımı kırasın
    vangolucanavariningozleri | ? | 5.4.2017 21:23
    (#98932)
  18. --spoiler--

    Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
    Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
    Çırpını çırpını giden atlardan indik
    Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
    Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
    Kanırtılırken ses etmedik
    Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
    Kaldıysa bir soru içimizde
    O da birşey:
    Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
    Nerde biz?

    --spoiler--

    youtu.be
    anonim | ? | 7.4.2017 17:39
    (#99181)
  19. Ömer hayyam full diskografi
    joje | ? | 8.4.2017 15:33
    (#99259)
  20. Düşünmeden, acımadan, utanmadan
    kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
    Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda; oysa yapacak bunca şey vardı dışarıda.
    Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.Ama ne duvarcıların gürültüsü, ne başka ses.
    Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.
    hayirliishler | ? | 16.8.2017 07:01
    (#110835)
  21. Sayfalar: >>

    fb | twt | youtube | insta | spotify | anket | uyarı | devlog